ANAYASA DEĞİŞİKLİK TASLAĞI ÜZERİNE

Vedat Canbolat

Anayasa değişiklik taslağı, 1982 anayasasının kanun önünde eşitlik, özel hayatın gizliliği,yerleşme ve seyahat hürriyeti, ailenin korunması ve çocuk hakları, toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı, siyasi partilerin uyacakları esaslar, dilekçe hakkı, milletvekilliğinin düşmesi, idarenin eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu, adalet hizmetlerinin denetimi, askeri yargı, Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerin görev süresi ve üyeliğin sona ermesi, görev ve yetkileri, çalışma ve yargılama usulü, Askeri Yargıtay, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile geçici 15. maddenin yürürlükten kaldırılması konularında yapılması planlanan değişiklikleri kapsamaktadır.

Anayasa değişiklik taslağının tümü yerine beklide avukat olmam nedeniyle toplumu en fazla ilgilendirdiğini düşündüğüm Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçim yöntemini değerlendirmek gerektiği kanaatindeyim.

Anaya değişiklik taslağında öngörülen düzenlemeleri değerlendirmeden önce genel olarak Anayasa Mahkemesi ve Anayasa Yargısı ile Yargının işleyişi, diğer organlar ile ilişkileri üzerinde durmak gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesinin genel olarak iki fonksiyonu mevcuttur. Birincisi Kanunların, Kanun Hükmünde Kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetlemek, Anaya değişikliklerini ise sadece şekil bakımında incelemek ve denetlemek, ikincisi ise Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapmak.

Yasama faaliyeti şüphesiz bir siyasi faaliyettir. Ancak yasama organının oluşturduğu kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi hukuki bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle Anayasa Yargısı bu konuda mevcut bir çok aksi görüşe rağmen kanaatimce hukuki uzmanlık gerektiren hukuki bir faaliyettir. Diğer taraftan Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinin yapmış olduğu ceza yargılaması kesinlikle Ceza Hukukunda bilgi ve uzmanlık gerektiren hukuki bir faaliyettir.

Bu nedenledir ki doğru ve sağlıklı bir anayasa yargısı tarafsız olduğu kadar anayasa hukuku, idare hukuku, özel hukuk ve ceza hukuku dallarında uzman kişilerden oluşan yargıçların görev aldığı mahkeme tarafından yapılabilir. Uzmanlık, mutlak olarak akademik bir çalışma yapmış olmak anlamında değil, en azından bu alanlarda hukuk pratiği içerisinde yer almış olmak anlamında anlaşılmalıdır.

Anayasa Mahkemesinin üyelerinin seçiminde iki kriter esas olmalıdır. Birincisi tarafsızlık ikincisi liyakat yani uzmanlık. Anayasa Mahkemesi üyeleri mutlaka hukuk teoriği yada pratiği içerisinde uzmanlaşmış tarafsız hukukçulardan seçilmelidir.

Anayasa Mahkemesi yasama organının faaliyetlerini ve yürütmenin üst mevkilerinde yer almış kişileri yargılamakla görevli olduğuna göre mahkeme üyelerinin hem yasama organı hem de yürütme karşısında bağımsız ve tarafsız olmaları gerekmektedir.

Yasama ve Yürütme tarafından seçilen üyelerin daha doğrusu yargılayacakları faaliyetlerin yapıcıları ve yargılayacakları kişiler tarafından seçilen yargıçların ne kadar bağımsız ve tarafsız olabilecekleri şüphelidir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi üyelerinin hukuk uygulayıcıları (hakimler, savcılar ve avukatlar) ve hukuk fakülteleri öğretim üyeleri arasından yine hukuk uygulayıcıları ve hukuk fakülteleri öğretim görevlileri tarafından seçilmeleri en ideal olanıdır.

Değişiklik taslağına göre Anayasa Mahkemesi 19 üyeden kurulacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi 3 üye seçecektir. Bu üyelerden 2 si Sayıştay üyeleri arasından, 1 i Baro başkanlarının gösterecekleri avukatlar arasından seçilecektir. Cumhurbaşkanı 16 üye seçecektir. Bunlardan 3 ü Yargıtay üyeleri arasından, 2 si Danıştay üyeleri arasından 1 i Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri arasından, 3 ü Yüksek Öğretim Kurumları öğretim üyeleri arasından, 5 üye kademe yöneticileri, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi Raportörleri arasından 2 üye ise yüksek öğrenim görmüş vatandaşlar arasından seçilecektir.

Bu şekilde oluşacak Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında hukukçu olmayanlar hukuk eğitimi almamış olanlar da görev almış olacaklardır. Hukukçu olmayan kişilerin yargılama faaliyetinde bulunmaları sakıncalıdır.

Diğer taraftan taslak dikkatle incelendiğinde bir süre sonra Anayasa Mahkemesinin üyelerinin çoğunluk partisince seçilmişlerden oluşacağı anlaşılmaktadır. Şayet Türkiye’de koalisyonlar dönemine tekrar dönülmeyecek ise ki yakın gelecekte dönülmeyeceğini sanıyorum. Koalisyonlardan vatandaşın çok çektiği ve her seçimde istikrar aradığı bu yüzden kazanmaya yakın çoğunluk partisine yöneldiği bir gerçektir, ayrıca dünya ve bölge şartları da istikrarı zorunlu kılmaktadır bu yüzden koalisyonlar dönemi yakın ve orta gelecekte görülmemektedir. Artık gizli koalisyonlar yapılmaktadır. Ancak iktidardaki çoğunluğa sahip partinin sürekli iktidarda kalması da mutlak değildir. Toplum iktidardaki çoğunluk partisinden memnun kalmadığı takdirde çoğunlukla bir başka partiyi iktidara getirme eğilimi içerisindedir. Çoğunluk partisi fevkalade hatalar yapmadığı takdirde birkaç dönem iktidarda kalacaktır. Mevcut sistem gereğince Cumhurbaşkanı da çoğunluk partisi içerisinden seçilecektir. Çoğunluk partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarının tek belirleyicisidir. Bu durum karşısında taslak yasalaştığı takdirde Anayasa Mahkemesinin hükümeti oluşturan çoğunluk partisine yakın olacağı açıktır.

Anayasa Mahkemesinin hükümeti oluşturan çoğunluk partisine yakın olması sakıncalıdır. Bu sakınca Türkiye’de rejim krizinin çıkabileceği endişesine dayanmamaktadır. Türkiye’ de rejim krizi çıkabileceği, rejimin din esasına dayalı bir rejime dönüşeceği yönündeki iddia ve endişeler Türkiye gerçekleri karşısında yersizdir. Ancak adaletin, ekonominin ve toplum nizamının bozulması, huzursuzluğun artması tehlikesi mevcuttur.

Yürütme ile Yasamanın iç içe geçtiği ve parti içi demokrasisinin henüz yerleşmediği ülkemizde Anayasa Mahkemesinin hükümete yakın olması başbakan ve hükümeti şimdikinden çok daha fazla güç sahibi kılacaktır.

Ülkemizde siyasi ve ekonomik güç sahibi olmak isteyenlerin çoğunluk partisine yöneldiği bir gerçektir. Çoğunluk partisinin iktidar gücünün üyelerine siyasi nüfuz sağladığı, bu nüfuzun ekonomik zenginliğe dönüştürülmeye çalışıldığı da bir gerçektir. Şüphesiz çoğunluk partisi içerisinde ve yönetim kademelerinde idealist dürüst insanlar mevcuttur ve belki de çoğunluktadır. Ancak yukarıda açıkladığımız olgu da bir gerçektir.

Diğer taraftan artık partilerin çoğunluğu sağlayabilmeleri ve iktidar olabilmeleri gizli koalisyonlar oluşturmalarına bağlıdır. Gizli koalisyonlar partilerin ideolojilerine ve programlarına göre etnik, siyasi, dini birlikler arasında olabilir. Ülkemiz şartlarında bu normal hatta faydalı kabul edilmelidir. Koalisyonu oluşturan gurupların gerektiğinde iktidar nimetlerinden yararlanma isteklerinin olacağı bir gerçektir. Bu istekler ile çoğu kez toplumun diğer katmanlarının hak ve menfaatleri çatışacaktır. Buna rağmen çoğunluğun yada bir zümrenin menfaatleri doğrultusunda kanun çıkartılmak istenebilecektir. Yada idare (yönetim) karşılaştığı kendince mutlaka aşılması gerektiğini düşündüğü bir engeli aşmak için kanun çıkartılmasını isteyecek ve yasama organına etki ederek kanun çıkartabilecektir. Bu şekilde yapılan kanunlar adalete ve hukuka aykırı olabileceklerdir. İşte bu durumda yasama ile iç içe geçmiş yürütmenin iktidar gücünü dengeleyecek bir organa ihtiyaç vardır. Bu organ yasama faaliyetleri yönünden Anayasa Mahkemesi’dir. Yürütmenin işlem ve eylemleri yönünden idari yargıdır.

Toplum olarak yönetim ve yönetime katılım alışkanlıklarımızın hemen değişebileceğini düşünmek gerçekçi değildir. Sivil toplum yavaş yavaş oluşmaktadır. Yeri gelmişken yaygın sivil toplum algısının yanlışlığını ifade etmekte yarar vardır. Sivil toplum nitelendirmesinin içerisine sendikalar, kanunla kurulmuş meslek örgütleri, kanunla kurulmuş dernekler de dahil edilmektedir ki bu nitelendirme yanlış ve yanıltıcıdır. Ülkemizde parti içi demokratik hukuk denetiminin ve işleyişinin bulunmadığı, siyasi partilerin iç işleyişinin demokratik kurallara hiç te uygun olmadığı bir gerçektir ve herkesin ortak kanaatidir. Ancak yanlış olarak sivil toplum unsurları olarak algılanan ve gösterilen gerçekte meslek örgütü (baskı grubu) niteliğinde olan kuruluşların iç işleyişleri de çok problemlidir. Bu durum toplumda kanıksanmıştır. Rahatsızlık oluşturmamaktadır. Toplum gerçeği budur. Bunun hemen değişmesi söz konusu değildir. Öyleyse bu toplumda adalet ancak karşıt güç dengeleri oluşturularak sağlanabilecektir.

Bu yüzden Anayasa Mahkemesinin üyelerinin seçilmesi yönünden Anayasa değişiklik taslağı mevcut Anayasa hükümlerine göre daha demokratik hükümler içerse de ülke koşullarına uygun değildir. Sürekli muhalefet partileri tarafından eleştirilmeye mahkumdur.