İŞ SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ HALİNDE ARABULUCULUK

Av. Arb. Elif CANBOLAT GÖKTEPE

I. GİRİŞ

İş sözleşmesi, süreklilik ve karşılıklılık içeren tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Diğer tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelere göre, süreklilik ve karşılıklılık içermesi sebebiyle daha özelliklidir.

Ancak bu özellikli sözleşme her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olsa da, iş sözleşmesinin mahiyeti gereği işçi, sözleşmenin bağımlı tarafıdır. Çünkü işçinin, iş sözleşmesini yapmasının nedeni, yaşamını idame ettirebilmek olduğu halde işverenin amacı herhangi bir işin gördürülmesidir. Bu nedenle iş hukuku işçiyi korumayı amaçlamaktadır. Ancak, işçinin korunabilmesi de, iş hayatının devamını gerekli kıldığı için işverenin de korunması gereklidir.

Bu kapsamda işçiye yüklenen en asli borç işin ifasıdır. Öyle ki, işçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü yahut bir ayda üç iş günü işine devam etmemesi, işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi ve işçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması, işveren açısından haklı nedenle fesih sebebi olarak kabul edilmiştir[1]. Bunun karşılığında işverene de işçiyi gözetme ve işçiye ücret ödeme yükümlülüğü yüklenmiştir.

Tarafların söz konusu yükümlülüklerine aykırı davranması sözleşmenin sona ermesine neden olur. Ancak taraflar yükümlülüklerini eksiksiz bir biçimde yerine getirse de, işçinin artık çalışmak istememesi, başka bir işverenin tahakkümü altında çalışmak istemesi yahut herhangi birinin bünyesi altında çalışmak istememesi kendi işini kurmak istemesi, işverenin de çalıştığı işkolunu değiştirmek istemesi, ya da hiç çalışmak istememesi veya söz konusu işçi ile çalışmak istememesi gibi sebeplerle sözleşmenin sona ermesi gündeme gelebilir.

Her iki durumda da taraflar iş sözleşmesinin süreklilik özelliği gereği aralarında oluşan muhabbet dolayısıyla sözleşmeyi mahkemeye başvurmaksızın sona erdirmek isteyebilirler. Bu durumda tarafların iki seçeneği vardır. Bunlardan ilki tarafların birbirini ibra etmesidir.

Ancak kanun koyucu iş sözleşmesinin bağımlı tarafı olan işçiyi bu noktada koruduğu için geçerli bir ibraname düzenlemek oldukça güçtür. Tarafların başvurabileceği ikinci yol ise, sözleşmeyi arabulucu vasıtasıyla sona erdirmektir. Arabuluculuk faaliyeti ile işveren ve işçinin iradelerine uygun bir anlaşma yapmaları ve bu anlaşmayı ilam niteliğinde bir belge haline getirmeleri mümkündür.

II. ARABULUCULUK KAVRAMI, ARABULUCULUK KAPSAMINDA KALAN UYUŞMAZLIKLAR

Arabuluculuk, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 2. Maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde:

“Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi”  olarak tanımlanmıştır.

Aynı Kanun’un 1. maddesinin 2. fıkrasında ise, arabuluculuğun yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır.

İş sözleşmeleri özel hukuk sözleşmeleridir.

Uyuşmazlığın tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk sözleşmelerinden kaynaklanması, tarafların anlaşmalarıyla sona erdirebilecekleri uyuşmazlıkları ifade eder. Bu nedenle iş hukukundan kaynaklanmasına rağmen, hizmet tespitine ilişkin uyuşmazlıklar kamu düzenine ilişkin oldukları için arabuluculuk kapsamı dışında kalırlar[2]. Ancak iş sözleşmelerinden doğan işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklar da kural olarak kamu düzenine ilişkin olmayıp tarafların sulh olmak suretiyle sona erdirebilecekleri uyuşmazlıklardır. Bu sebeple, iş sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, Kanun’daki ifadesiyle söyleyecek olursak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş ve işlemlerden doğan uyuşmazlıklardır[3]. Bu sebeple işveren ile işçi arasında iş sözleşmesinden doğan işçilik alacaklarından kaynaklanan uyuşmazlıklar arabuluculuğa elverişlidir.

III. ARABULUCULUĞUN AMACI

Arabuluculuğun amacı, haklı haksız ayrımı yapmaksızın her iki tarafın da kazanacağı çözümlere ulaşarak uyuşmazlığı çözmektir.

Her iki tarafın da kazanacağı çözüm; her iki tarafın da istediği her şeyin olması demek değildir. Her iki tarafın da kazanacağı çözüm her iki tarafın da ihtiyacı olan şeyi almasını sağlayan çözümdür. Örneğin tarafların her ikisinin de iradesine uygun olmak koşuluyla, işçinin hak ettiği tazminatı derhal alabilmesi, işverenin ise dava ile muhatap olmaması, yargılama giderlerine mahkûm olmaması her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm olabilir.

Arabuluculuk sürecinde esas olan ihtiyacın giderilmesidir. Bu süreçte aranan şey de işverenin ve işçinin ihtiyaçlarının neler olduğudur, haklı ya da haksız aranmamakta herhangi bir yargılama yapılmamaktadır. Arabulucunun görevi işveren ile işçi arasında sağlıklı bir iletişim ortamı oluşturup,  tarafların ihtiyaçlarını ortaya koymasını sağlamaktan ibarettir. Karar verme yetkisi ise münhasıran işveren ve işçidedir. Arabulucunun karar verme yetkisi yoktur.

IV. ARABULUCULUĞA İLİŞKİN TEMEL İLKELER

Arabuluculuk sürecine başvurmak işveren ya da işçi açısından herhangi bir hak kaybına neden olmaz. İşveren ya da işçi arabuluculuk sürecine başvurmak, süreci devam ettirmek veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler (HUAK m.3/1). Bu sebeple işveren ya da işçi arabuluculuk sürecini başlatmış olsa bile her zaman süreci sonlandırabilirler. Arabuluculuk sürecine başvurmak süreci sonlandırıp mahkemeye başvurmaya da engel değildir.

Ayrıca arabuluculuk sürecine başvurunun, tarafların kişisel ve ticari itibarının sarsılmasını ve ilişkilerinin devamını zedelemesinin önlenmesi için arabuluculuk sürecinin taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça gizli tutulması hüküm altına alınmıştır (HUAK m.4). Arabuluculuk süreci kapsamında yapılan müzakerelerde işveren ve işçinin aleyhinde delil olarak kullanılma korkusu yaşamadan tekliflerini açıkça ortaya koyabilmeleri, olguları rahatça tartışabilmelerinin sağlanabilmesi için gizlilik esası müzakere sürecini de kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Buna göre müzakereler sırasında, herkesçe bilinmeyen ve kolayca ulaşılması mümkün olmayan nitelikteki olguların mahkemelerde ya da tahkimde kullanılması yahut idari makamlarca istenilmesi mümkün değildir.

Arabuluculuk sürecine katılan ve arabuluculuk dolayısıyla bu bilgiye vakıf olan herkes sır saklama yükümlülüğü altındadır. Bu kapsamda tanıklar, arabulucu ya da arabuluculuk sürecine katılanlar da dâhil arabuluculuk dolayısıyla bu bilgiye vakıf herhangi bir üçüncü kişi, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında ya da tahkim yoluna başvurulduğunda tanıklık yapamaz.

Arabuluculuk sürecinin gizliliğini ihlâl eden davranışlar, arabulucu ve taraf durumunda bulunan işçi ve işveren için hem hukuki hem de cezai sorumluluğun doğmasına neden olur. Gizliliği ihlâl eden üçüncü kişinin davranışı ise yalnızca hukuki sorumluluk doğurur.

Ancak bu sınırlamalar yalnızca arabuluculuk faaliyeti kapsamında elde edilen deliller için geçerlidir. İşveren ve işçinin arabuluculuk faaliyeti söz konusu olmasaydı dahi, ulaşıp hukuka uygun delil kapsamında kullanabilecekleri deliller sadece arabuluculukta sunulmaları sebebiyle kabul edilemeyecek deliller haline gelmez (HUAK m.5/5).

V. ARABULUCULUK FAALİYETİ

Arabuluculuk faaliyetinin başlayabilmesi için, işverenin ya da işçinin veya her ikisinin birlikte seçtikleri arabulucuya başvurmaları gerekir. Yalnızca işverenin ya da yalnızca işçinin arabulucuya başvurması halinde, aksi kararlaştırılmadıkça taraflardan birinin arabulucuya başvuru teklifine otuz gün içinde olumlu cevap verilmez ise bu teklif reddedilmiş sayılır (HUAK m.13/2).

Başkaca bir usul kararlaştırılmadıkça arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilir (HUAK m.14).

Arabulucu, seçildikten sonra tarafları en kısa sürede ilk toplantıya davet eder (HUAK m.15/1). Tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda bir anlaşmaya varılıp bu durumun tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren arabuluculuk süreci işlemeye başlar. Burada hemen belirtmek gerekir ki, işveren ve işçi arasındaki uyuşmazlığın dava konusu edilmiş olması, arabuluculuk sürecinin başlatılmasına engel değildir. Dava konusu edilmiş bir uyuşmazlık için de taraflar arabulucuya başvurabilir. Bu durumda ise,  arabuluculuk süreci mahkemenin tarafları arabuluculuğa davetinin taraflarca kabul edilmesi veya tarafların arabulucuya başvurma konusunda anlaşmaya vardıklarını duruşma dışında mahkemeye yazılı olarak beyan ettikleri ya da duruşmada bu beyanlarının tutanağa geçirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

İşveren ya da işçi arabuluculuk müzakerelerine bizzat, vekilleri ile birlikte ya da özel yetkiye sahip avukatları aracılığıyla katılabilirler. İşveren ve işçinin isteği doğrultusunda müzakere süreci için faydalı olacak üçüncü kişiler de sürece katılabilir.

İşveren ve işçi, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak kaydıyla arabuluculuk usulünü serbestçe kararlaştırabilirler. İşveren ya da işçi tarafından kararlaştırılmış bir usul yoksa arabulucu uyuşmazlığın en hızlı biçimde çözümünü sağlayacak usulü uygulayarak faaliyeti yürütür.

Arabuluculuk faaliyeti yargısal bir faaliyet olmadığı için, arabulucu keşif, bilirkişiye başvurma ya da tanık dinleme gibi yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hâkim tarafından yapılabilecek işlemleri yapılamaz (HUAK m. 15/4). Ancak arabulucu taraflara hukuki yardım almalarını tavsiye edebilir.

Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz (HUAK m.16/2).

Arabuluculuk süreci;

-Tarafların anlaşmaya varması,

-Taraflara danışıldıktan sonra arabuluculuk için daha fazla çaba sarf edilmesinin gereksiz olduğunun arabulucu tarafından tespit edilmesi,

-Taraflardan birinin karşı tarafa veya arabulucuya, arabuluculuk faaliyetinden çekildiğini bildirmesi,

-Tarafların anlaşarak arabuluculuk faaliyetini sona erdirmesi,

-Uyuşmazlığın arabuluculuğa elverişli olmadığının veya 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince uzlaşma kapsamına girmeyen bir suçla ilgili olduğunun tespit edilmesiyle sona erer.

VI. ARABULUCULUK SÜRECİNİN TARAFLARIN ANLAŞMASIYLA SONA ERMESİ

Taraflar arabuluculuk süreci sonunda, her iki tarafında ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir çözümde fikir birliği sağlayabilirler. Böylece arabuluculuk süreci tarafların anlaşması ile sona erdirilebilir. Bu durumda, kapsamı taraflarca belirlenen anlaşma yazılı hale getirilerek taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. İçeriği tamamen taraflarca belirlenen bu anlaşma, sıradan bir anlaşma değildir. Çünkü tarafların bu anlaşmayı mahkeme kararıyla eş değer hale getirmeleri mümkündür.

Tarafların tamamen kendi iradelerine uygun olarak hazırladıkları ve arabulucu ile birlikte imza altına aldıkları anlaşmayı mahkeme kararı niteliğine getirmeleri için, mahkemeden icra edilebilirlik şerhi almaları gerekmektedir. İcra edilebilirlik şerhi, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuşsa, asıl uyuşmazlık hakkındaki görev ve yetki kurallarına göre belirlenecek olan mahkemeden talep edilebilir. Davanın görülmesi sırasında arabuluculuğa başvurulması durumunda ise anlaşmanın icra edilebilirliğine ilişkin şerh verilmesi, davanın görüldüğü mahkemeden talep edilebilir. İcra edilebilirlik şerhinin verilmesi, çekişmesiz yargı işidir ve buna ilişkin inceleme dosya üzerinden de yapılabilir (HUAK m.18). Daha açık bir ifade ile bu uyuşmazlıklarda icra edilebilirlik şerhi verilmesi için duruşma yapılmasına gerek yoktur.

İcra edilebilirlik şerhi verilmesine ilişkin incelemenin kapsamı anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa ve cebri icraya elverişli olup olmadığı hususlarıyla sınırlıdır (HUAK m.18). Daha açık bir ifade ile mahkeme anlaşmanın içeriği, menfaat dengesinin uygunluğu, tarafların anlaşmayı yapma/kabul etme sebepleri vb. gerekçeleriyle ilgilenmemektedir. Bu sebeple arabuluculuk faaliyeti kapsamında cebri icraya uygun olmak koşuluyla bir ibraname düzenlemek mümkündür.

SONUÇ

6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile hukuki uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümlenebilmesi mümkün hale gelmiştir.

Arabuluculuk faaliyeti, yargılama faaliyetinden farklı olarak gönüllülük esasına dayalıdır. Bu sebeple taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbesttirler. Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Bu sebeple tarafların arabulucuya başvurmaları halinde herhangi bir kayıpları olmaz.

Öte yandan dava konusu edilmiş uyuşmazlıklar için de arabulucuya başvurmak mümkündür. Bu durumda duruşma ertelenir. Dolayısıyla dava konusu edilmiş uyuşmazlıklarda dahi tarafların arabulucuya başvurmaları kayba neden olmaz.

Arabuluculuk yönteminde eşitlik esastır. Taraflar, gerek arabulucuya başvururken gerekse tüm süreç boyunca eşit haklara sahiptirler. Arabulucuya ilk başvuranın bir üstünlüğü yoktur. Ya da ilk başvuran davacı gibi iddialarını ispat yükümlülüğü altında değildir. Başvuru üzerine sürece davet edilen taraf da üstün ya da avantajlı değildir. Her iki tarafta arabuluculuk süreci boyunca ihtiyaçlarını ifade etmek üzere eşit haklara sahiptir.

Arabuluculuk sürecinde tarafların endişe duymadan kendilerini ifade edebilmeleri için gizlilik esastır. Bu sebeple müzakereler sırasında, herkesçe bilinmeyen ve kolayca ulaşılması mümkün olmayan nitelikteki olguların mahkemelerde ya da tahkimde kullanılması yahut idari makamlarca istenilmesi mümkün değildir.  Arabuluculuk sürecine katılan ve arabuluculuk dolayısıyla bu bilgiye vakıf olan herkes sır saklama yükümlülüğü altındadır. Bu kapsamda arabulucu ya da arabuluculuk sürecine katılanlar da dâhil arabuluculuk dolayısıyla bu bilgiye vakıf herhangi bir üçüncü kişinin, uyuşmazlıkla ilgili olarak hukuk davası açıldığında ya da tahkim yoluna başvurulduğunda tanıklık olarak çağırılması mümkün değildir. Böylece delil durumu bakımından güçsüz bulunan tarafın anlaşmak değil de delil elde etmek amacıyla arabuluculuğa başvurması ve anlaşmak niyetiyle arabuluculuk sürecine dâhil olan iyi niyetli tarafın, arabuluculuk sürecine dâhil olmaktan önceki durumundan daha kötü bir duruma düşmesi engellenmiştir. Bu sebeple taraflar, arabuluculuk faaliyeti esnasında muhtemel bir yargılama faaliyetinde aleyhlerine delil olarak kullanılabileceği endişesi taşımadan iddialarda ve kabullerde bulunarak gerçek ihtiyaçlarını ifade edebilirler.

Tek görevi taraflara ihtiyaçlarını ifade edebilecekleri sağlıklı bir iletişim ortamı sağlamak olan arabulucu da yine tarafların iradelerini ortaya koymalarını sağlayabilmek için bağımsız ve tarafsızdır. Bu sebeple arabulucuya başvuran ya da arabulucunun daha önceden tanıdığı olan tarafın arabulucu nezdinde bir önceliği yoktur. Zaten karar verme yetkisi bulunmayan arabulucunun bir tarafı öncelemesinin bir anlamı da bulunmamaktadır. Arabuluculuk sürecinde karar vermek yetkisi münhasıran taraflara aittir. Bu yüzden arabulucunun yargısal faaliyetlerde bulunarak, keşif yapması, tanık dinlemesi ya da bilirkişiye başvurması mümkün değildir.

Arabuluculuk sürecinin aktif süjesi taraflardır. Bu sebeple arabuluculuk süreci, taraflardan birinin diğerine tahakkümü söz konusu olmaksızın her iki tarafın da kabul ettiği hükümler ortaya çıktığında ancak anlaşma ile sona erdirilebilir. Tarafların böyle bir anlaşmaya varabilmesi halinde, anlaşma belgesi düzenlenir. Bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Taraflar icra edilebilirlik şerhi alarak anlaşma belgesini mahkeme kararıyla eş değer hale getirmesi mümkündür. İş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar sebebiyle düzenlenen anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi alınması için duruşma yapılmasına gerek yoktur. İcra edilebilirlik şerhi verilmesine ilişkin incelemenin kapsamı anlaşmanın içeriğinin arabuluculuğa ve cebrî icraya elverişli olup olmadığı hususları ile sınırlıdır. Daha açık bir ifade ile mahkemenin anlaşma belgesinin içeriğine, anlaşma hükümlerine müdahalesi söz konusu değildir. Hal böyle olunca 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile işveren ve işçinin iradelerine uygun “anlaşma belgesi” düzenleyerek uyuşmazlıklarını kendi iradelerine uygun olarak sona erdirmeleri ve bu anlaşmaya mahkeme kararı niteliği kazandırmaları mümkün hale gelmiştir. Örnekleyerek anlatmak gerekirse tarafların arabuluculuk süreci sonunda düzenledikleri “anlaşma belgesi” niteliğindeki ibranamelerinin geçerli olabilmesi için anlaşmaları yeterlidir. İbra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesine gerek yoktur. Ödemenin işveren ve işçinin anlaştıkları rakam üzerinden yapılması yeterlidir, hak tutarına nazaran noksansız yapılması şart değildir. Yine ödemenin banka aracılığı ile yapılması zorunlu değildir. İşveren ve işçinin uygun gördüğü bir yöntemle yapılması yeterlidir.

Sonuç olarak, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile işveren ve işçiye emredici hukuk kurallarına aykırı olmamak şartıyla mahkeme kararıyla eş değer anlaşmalar yaparak ihtilaflarını sona erdirebilme hakkı tanınmıştır. Bu yöntemin karar vericisi salt işveren ve işçidir. Bu yüzden arabuluculuk yöntemi ile ortaya çıkacak sonuç her iki tarafı da memnun edecek niteliktedir. Üstelik anlaşma belgesini düzenleyebilmek için yargısal bir yetki kullanılmamaktadır. Bu yetki kullanılmadığı (keşif yapılmadığı, tanık dinlenilmediği, vb. işlemler yapılmadığı) için yargılama faaliyetine göre daha az maliyetlidir. Yine arabuluculuk faaliyetinde, yargılama faaliyeti kapsamında yapılan bu işlemler olmadığı için sonuca daha hızlı ulaşmak da mümkündür. Böylece 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile işveren ve işçiye ihtilaflarını daha az maliyetle ve daha kısa sürede, mahkeme kararıyla eş değer biçimde her iki tarafında memnun olup, ihtiyaçlarını karşılayabileceği şekilde çözümleyebilme imkanı verilmiştir.

[1] CANBOLAT, İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemlerine Aykırılık Nedeniyle İşçinin İş Görme Borcunu Yerine Getirmekten Kaçınma Hakkı, http://canbolathukukdanismanlik.com/wp-content/uploads/2017/03/İş-Sağlığı-ve-Güvenliği-Önlemlerine-Aykırılık-Nedeniyle-İşçinin-İş-Görme-Borcunu-Yerine-Getirmekten-Kaçınma-Hakkı.pdf , s. 2. Erişim Tarihi: 31.03.2017.

[2] KEKEÇ – YAZICI TIKTIK, Arabuluculuk Hukuku, http://www.adb.adalet.gov.tr/PDF/hukuk.pdf, s. 15.

[3] İş hukukundan doğan uyuşmazlıklar her ne üzerinde tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklardan olsa da Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 08.12.2016 tarih, 2016/25300 E. 2016/21744 K. sayılı kararında TBK. 420/2 uyarınca işçilik alacakları konusundaki uyuşmazlığın ancak sözleşmenin sona ermesinden bir ay sonra üzerinde serbestçe tasarruf edilebilir bir uyuşmazlık haline geleceğini hüküm altına almıştır.