NİSBİ HARCA TABİ DAVALARDA HARÇ ÖDENMEDEN İLAMIN TARAFLARA VERİLEMEMESİNİN SONUÇLARI

      Vedat Canbolat

Harçlar Kanununun 28/a hükmü gereğince nispi karar ve ilam harcına tabi davalarda karar ve ilam harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilemez. Kanunun bu açık hükmü karşısında karar ve ilam harcı ödenmedikçe karar taraflara tebliğ edilemez. Kesinleşmesi tebliğe tabi kararlar yönünden kesinleşme süreci başlamaz. Kararın icrası (infazı) sağlanamaz.

Karar ve ilam harcını hükümde kendisine harç yükletilmiş olan taraf ödemekle yükümlü olmakla birlikte, harçtan yükümlü olmayan taraf ta harcı ödeyerek ilamın tebliğe verilmesini, dolayısıyla kesinleşme ve icra sürecini başlatabilir. Yükümlü olmadığı halde ödemiş olduğu harcı yükümlüsünden cebri icra yoluyla talep edebilir.

Yasaya uygun olarak uygulama bu yöndedir. Bu yazıda Harçlar Kanununun 28/a maddesinde yer alan “Karar ve İlam Harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilemez.” kuralının uygulamada neden olduğu haksızlıklar ortaya konulmaya çalışılacaktır.

Genel olarak harçlar yapılan kamu hizmetinin karşılığı olarak alınmaktadır. Harcı alan devlet yapmış olduğu kamu hizmetinin karşılığı olarak hizmetten yararlananlardan kamu hizmetinin bedelini, yada bedelin çok az bir kısmının karşılığını almaktadır. Harç almanın nedeni ve gerekçesi buna dayandırılmaktadır.

Yargı harçlarında durum biraz daha farklıdır. Yargılama görevinin, (ülkede adaletin gerçekleştirilmesi) devletin vazgeçemeyeceği asli görevlerinden en önemlisi ve varlık nedeni olduğu, bu yüzden bu görevin yerine getirilmesinin hizmetten yararlananların katkılarına bağlı tutulmaması gerektiği, aksi halde devletin varlık nedenini, meşruluğunu yitireceği söylenebilir. Bu görüşe zıt olarak yargı harçlarının hizmetten yararlananların kısmen de olsa hizmetin finansmanına katkı sağlamalarının yanında, yargılama sonunda haksız çıkan, dolayısıyla yargılamaya neden olan tarafa bir müeyyide amacı taşıdığı da ileri sürülebilir.
Yargı harçlarının gerekçesi ne olursa olsun yargılama faaliyetinin amacı adaletin gerçekleştirilmesidir. Adalet haksızlığın sona erdirilmesi, haksızlık yapanın cezalandırılması, haksızlığa uğrayanın hakkının ( iadesi ) verilmesi demektir.

Yargılama sonunda verilen mahkeme kararı (ilam) ile haklı ile haksız ayırt edilmektedir. Mahkeme kararında taraflardan hangisinin ne ölçüde haklı veya haksız olduğu ortaya çıkmaktadır.

Ancak yargılamanın sona ermiş olması ve haklı ile haksızın belirlenmiş olması yalnız başına adaletin gerçekleşmesi için yeterli değildir. Mahkeme kararı uygulanmadığı takdirde teorik olarak haklı ile haksızın belirlenmiş olmasının bir anlamı, pratik yararı olmamaktadır. Örnek olarak mahkemenin tapu iptali ve tescil ile ilgili hükmü ancak tapu dairesinde tapu sicilinde işlem yapılmakla, alacağın tahsili ile ilgili hükmü, ilamın icraya konularak alacağın cebri icra yoluyla borçludan tahsil edilip alacaklıya verilmesi ile hüküm ifade etmektedir. İcra edilemeyen ilamın adalete hiçbir katkısı yoktur.

Karar ve ilam harcının mükellefinin yargılamada haksız çıkan taraf olduğunu ve bunun ilamda açık olarak yazıldığını yukarıda belirtmiştik. İlamın icrasında yargılamada haklı çıkan tarafın menfaati mevcuttur. Yargılamada haksız çıkan taraf ilamın icrasını istemez. Örnek olarak yargılamada davacıya belirli bir miktar para ödemeye, veya haksız yere işgal ettiği yeri teslime mahkum olan davalı ilamın icrasını istemez. İstemiş olsa zaten yargılamadan önce veya yargılama sırasında üzerine düşeni yapar ve yargılamaya veya aleyhine karar verilmesine neden olmazdı. Bu yüzden yargılamada haksız çıkan ve karar ve ilam harcını ödemekle mükellef olan taraf hiçbir zaman karar ve ilam harcını ödeyerek aleyhine olan ilamın icrası sürecini başlatmaz. Nitekim uygulamada başlatmamaktadır.

Hal böyle olunca yargılamada haklı çıkan (çoğu kez davacı konumunda bulunan) taraf, yargılamada haksız çıkan ve karar ve ilam harcının da mükellefi durumunda bulunan (çoğu kez davalı konumunda bulunan) tarafın ödemesi gereken harcı ödeyerek ilamın icrası sürecini başlatmak zorunda kalmaktadır. Yani mahkeme kararı ile haklı olduğu teslim edilmiş olmasına rağmen yine mahkeme kararı ile haksız olduğu için mahkum olmuş bulunan tarafın yükümlülüklerini de yerine getirmeye meccur kalmaktadır.

Nispi harçlar müddeabihin (davaya konu olan alacak, mal v.s) değerine göre belirlenmektedir ve vatandaşlarımızın ödeme gücünü çok zorlamaktadır. Örnek olarak 50 milyar Türk Lirası değerindeki bir gayrimenkulun çekişmeli (davaya konu) olduğu varsayıldığında ödenmesi gereken nispi harç 2 milyar 700 milyon Türk Lirasıdır. Bu miktardaki nispi harcın ¼ ünün dava açılırken peşin olarak ödendiği var sayılırsa geri kalan 2 milyar 25 milyon Türk Lirasının tebligat ve maktu harç ile birlikte ilamın tebliğe verilebilmesi için ödenmesi gerekmektedir.

Haksızlığa uğramış, bu yüzden dava açmış, avukat tutarak avukatlık ücreti ödemiş, yargılama boyunca keşif, bilirkişi, tebligat, ilan v.s. ücretleri karşılamış ve dava sonunda haklı olduğu mahkeme kararı ile teslim edilmiş durumda bulunan davacının, ekonomik imkanı yerinde olsa bile haksız çıkan tarafın ödemekle yükümlü olduğu harcı ödemek zorunda kalması rahatsız edici bir durumdur. Kaldı ki çoğu kez vatandaşlarımız dava sonuçlanıncaya kadar ellerindeki tüm kaynakları harcamakta ve artık kararı tebliğe verebilmek için haksız yere ödemek zorunda kaldıkları karar ve ilam harcı ile tebligat giderlerini karşılamak imkanından yoksun kalmaktadırlar. Bu yüzden tebliğe çıkartılamayan binlerce karar mevcuttur.

Harçlar Kanununun 28. maddesi: “Karar ve İlam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir.” Kuralı gereğince iki ay içinde ödenmeyen karar ve ilam harcının mükellefinden tahsili için mahkeme kalemi düzenlediği harç tahsil müzekkeresini ilgili vergi dairesine göndermektedir. Vergi dairesi tarafından harcın mükellefi aleyhine takip başlatılmaktaysa da vergi dairelerindeki yoğunluk nedeniyle harçlar hiçbir zaman kısa bir sürede tahsil edilememektedir. Yukarıda belirttiğimiz üzere harcın mükellefinin ilamın icrasını istememesi nedeniyle harcın ödenmemesinde yada geç ödenmesinde menfaati olduğu için vergi dairesine harcı ödememek için elinden geleni yapmaktadır.

Mahkeme kararının icrasının, bir başka deyişle adaletin gerçekleştirilmesinin devletin tahsil etmesi gereken bir harcın tahsil edilmesine bağlanması yukarıda izaha çalıştığımız haksızlıklara neden olmaktadır. Aynı zamanda harcın mükellefi ilamın icrasına mani olabildiği için harcı ödememektedir. Bu yüzden devlet harç kaybına da uğramaktadır.

Sonuç olarak Harçlar Kanununun 28/a maddesinde yer alan “Karar ve İlam Harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilemez.” Kuralından amaçlanan harcın bir an önce tahsili sağlanamamaktadır. Bu kuralın varlığı haksızlıklara neden olmaktadır. Harçlar Kanununun 28/a maddesinin son cümlesi olan “Karar ve İlam Harcı ödenmedikçe ilgiliye ilam verilemez.” Cümlesinin iptal edilmesi bu konuda büyük bir rahatlamaya imkan verecektir.